
Kudüs'ün Fethi’nde...
Filistin cephesinin komutanı Amr b. As Kudüs önlerine kadar gitmiş ama şehre bir türlü girememişti.. Hristiyanlar bu kutlu beldeyi vermemekte ısrarcıydı. Hz. Amr ek bir takviye isteyince halife Hz.Ömer beni tayin etti Mirac’ın beldesine,Peygamberler şehrine...
Elhamdülillah ne kadar direnseler de tevhidin yurdunu geri aldık.Fakat onlar şehrin anahtarlarını halifeye vermek şartıyla teslim olacaklarını söylemişti. Bunun üzerine Hz.Ali efendimizin istişaresiyle Hz.Ömer efendimiz ilk kıblemize doğru, buraya doğru yola çıktı.
O’nu karşımda görünce ben O'na koştum,O da bana.O benim ellerimi öpmeye çalışıyordu, ben de O’nun..Çok özlemiştim kardeşimi..Gözyaşlarıyla el ele Kudüs şehrine girdik..Halifemizin tevazusunu görenler hayran olmuştu. Hatta yanındaki yardımcısını Hz.Ömer efendimiz sandılar çünkü şehre girince atın üzerinde kendisi değil yardımcısı vardı...
Şehrin anahtarlarını alınca halifemiz haydi beni çadırına götür dedi...
Gördükleri karşısında gözyaşlarına boğuldu...Ey Ebu Ubeyde! Bu küçük, sıradan çadır senin mi? Dünya hepimizi değiştirdi; ama seni asla...
Nasıl değiştirsin ki biz dünyaya değişmeye değil dünyayı değiştirmeye gelmiştik.
...
Bir müddet sonra kıymetli halifemiz İslam Coğrafyalarını ziyaret için Medine’den yola çıktı.. Hedef Şam’dı oraya kadar yol üzerindeki tüm Müslümanları ziyaret edecekti. Bunu haber alınca hemen ben de oraya doğru yola çıktım.Biricik Halifem sürekli kardeşim nerede? gelmedi mi ? Diye beni soruyormuş.
Bir müddet sonra buluştuk, sarıldık. Beraber Şam ‘a geçecektik ki bir veba salgınının yayıldığı haberini aldık. Diğer adı Taunu Amvas...Hz.Ömer Medine’ye dönmek istedi. O’na: Ey Mü’minlerin Emiri! Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun ?diye sordum. O da hepimize ölçü olacak şu sözü söyledi:
-Ben Allah’ın kaderinden, yine Allah’ın başka bir kaderine kaçıyorum. Öyleydi muhakkak kaderden öte yol mu vardı...
Bu konuşmalardan sonra dostumla vedalaştık.O Medine’ye döndü. Bana da çok ısrar etti dönmem için ama askerlerimi bırakamazdım. Ölümü göze alarak kaldım.
Ara ara bana mektup gönderir gelmem için teklifte bulunurdu benim için üzülüyordu, hastalanacağımı düşünüyordu biliyorum. Zaten düşündüğü gibi de oldu.On binlerce sahabi bu salgına yakalandı tabi ben de..Durumum giderek ağırlaştı.. Bedenim artık kaldıramıyordu.
Ve şimdi Amvas Köyünde (Filistin) 58 yaşımda biricik Peygamberime ve Rabbime varıyordum...
Gönlümü kardeşlerimle bırakarak. Muaz bin Cebel’i çağırdım Ona hem komutan hem imamı olmasını söyledim Vasiyet ettim Onlara... Namazı hakkıyla eda edin!!!...Gözümüzün nuru namazı...
Ömrüm gözümün önünden geçti sanki birkaç saniyede. Rabbim! dedim....Umarım beni sevdiğimden ayırmazsın.Kabul buyur beni de. Ve şehadetle son cümlelerimi bıraktım dünyaya..
Biliyorum şimdi hem dostum Hz.Ömer hem sahabeler ağlar ardımdan ama en güzel yerde en güzelin yanında onları ve sizi bekleyeceğim.Bir gün gelecek Kudüs Şehri dönüşü sizi kabrimin başında bulacağım. Mahsun mahsun birbirimize bakacağız. Evvelden aşinayız. Çünkü bizler o asrın sizler bu asrın gariplerisiniz..Çok çabalayın ve bu kutlu kervandan ayrılmayın. Davamızı, yolumuzu sevin. Yola tutunun...Vesselam...
NOT: Bu yazılar Muhammed Emin Yıldırım hocamızın Sahabe İklimi serisinden esinlenerek, kitabındaki tarihi bilgiler temele alınarak yazılmış, yer yer hocamızdan alıntılar yapılmıştır.




