
Ben öyle bilirim ki ağlamak, haykırmanın nemli halidir ..
Boğazda biriken çığlıkların gözden fırlayışıdır ağlamak.
Acizlik olarak görülen ağlamak değil midir bizi rahatlatan, taş kesilmiş yüreklerimizi damla damla yumuşatan .. Lâyıkına yumuşatır yüreği müstehakına taş kestirir her damlası.. Ağlamak olmasaydı mesela yüreğimdeki siyonist nefretinden taş kesilmez miydi yüreğim.
Damlalar bir bir akmasaydı yanağımdan , her kavuşamamalarımda yanan yüreğimi söküp çıkarmaz mıydım yerinden ...
Bazen ağlayabilmeli de insan .
Yüreğin bir kısmına sürur bir kısmına davasının sevgi özünü damla damla akıtan bir ağlayış...
Hani hep kullandığımızbir tabir vardır: "elimden ne gelir ki ?"
Bu tabirin can suyunu karşılayacak bir de şu soru eklenmeli zannımca:
'Gözümden ne gelir ki!
Ne gelmeli ,ne geldi ..'
Kendini Çaresizlik yolununun ortasında bulduğun vakitte önündeki isyan tabelasına kafa atmaktansa gözyaşının rahmetine sığınmayı seçtin mi hiç? Yüreğin yangın yeri, omuzların nefsin ve şeytanın isyan cümlelerinin bineğiyken hem de...
Rahmetine sığınarak akıttığımız gözyaşlarımız, vadesini doldurup kuruduklarında gözlerimizden ne geldi?
Zalime nefret aldı mı gözyaşlarımızın yerini.. Davamızın "elimden ne gelir?" pusulasına bir yönü de gözyaşlarımız vermiş oldu mu böylece..
O halde sormak lazım ara sıra gözlerimize:
"Ey gözüm, senden ne gelir davamız uğruna? "




