sevdam,

sevdam,

Sevdam,

Ben geldim yine. Aslında hiç gitmedim. Hep sendeyim. Ama bazen hasretin öyle kavuruyor ki, dizim tutmuyor! Kalbim duracak kadar hızlı atıyor. Her gün artan sevdam ve hasretim sıyırıyor beni dünyadan ve dünyalıktan. Hoş bakan, gören mecnun sanıyor da, sansın. İnkarda etmiyorum ki zaten. Mecnunum.... Ama artık sorana da nasıl mecnun oldum, neden mecnun oldum anlatmıyorum. Sorana Aksa deyip susuyorum. Hem artık sana gelen yolda, her imtihanımı sevmeyi öğreniyorum. Her anı, her imtihanı içime çekip sesini dinliyorum. Sonuçta sana geliyorum ya, sendeyim ya! Hem artık kalbimdeki sevdaya ve hasrete de el sürdürmüyorum. Ne münasebet! Dokunamaz kimse!

İşgalin arttığı her gün, sana olan hasretim, sevdam daha da büyüyor. İşgal edemiyor kalbimi hiçbir güç, hiçbir korku. Sevdan büyüyor içimde. Ah sevdam! Ben artık sana yazınca da hislerim kelimeye de dökülmüyor. Kelimeler de yitirdi anlamını. Kızma bana ey kalem! Kızma bana ey kelam! Resulullah'ın hüzün yılı ardından gelip nefes aldığı beldeyi anlatırken yetersiz kaldık. Yetersiz kalmak hiç bu kadar güzel olmamıştı değil mi? Sevda büyüyüp her yeri kaplarken, Sevdaya değen her şey küçük kalıyor. Ben artık gelmeyi de, gelmemeyi de, sevmeyi de, özlemeyi de, imtihanı da kabul ettim. Yüreğime sevdanla, hasretinle yanmayı anlattım. Oda kabul etti. Hasret kuşandıkça yüreğime, yansa da yüreğim bu yangını kabul ettim. Velhasıl mecnunum ben sana ey Aksam! mecburum sana ey Aksam! Hasretim sana ey Aksam!

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.