
Nereden bilecektin...
Kucak açtıklarının seni kuyuya atacaklarını nereden bilecektin...
Sen, Son peygamberin ayak izlerini bağrına basıp, kokusunu toprağının her zerresinde muhafaza ederken, o peygamberin ümmetinin sana sırt çevireceğini nereden bilecektin...
Biz her gün seni gündemimizden yavaş yavaş çıkarırken bizden yana ne hayaller kuruyorsundur şimdi yapayalnız kalmış bir halde ... Semanda uçuşan kuşlar, avlunda gezinen kediler velhasıl yüz kırk dört dönümünün en zerresinde bulunan canlı-cansız murabıtlar arasından bizleri arıyor mu gözlerin . Kulakların duymak istiyor mu avlunda koşuşturan çocukların cıvıltısını. Hissetmek istiyor musun saf saf serilen seccadelerin püsküllerini toprağında... Bizler senin gören gözlerin,hisseden tenin,duyan kulaklarındık. Seni yalnız bırakınca seni herşeysiz bıraktık ey bereketin beldesi,peygamberler yurdu..
Avlundaki zeytin ağaçlarından ne haber?
Esaret karanlığında olan senin kandillerini aydınlatamayan bizi mi bekliyor zeytinyağı olmak için... Peygamberlerin ayak izleri daha belirginleşti mi mü'min ayak izi bulunmayan yapayalnız avlunda?
Ve sen Mescid-i Aksa...
Bekliyor musun hala bizleri ,sana geç kalmış olsak da ...




