
KUDÜS’E GİDEN YOL
Bir Ziyaretten Daha Fazlası
Bazı şehirler gezilmez, hissedilir. Kudüs ise insanı yalnızca bir şehre değil; tarihe, emanete, şahitliğe ve yeniden dirilen bir sorumluluğa götürür.
Taşlarına Sinmiş Bir Hafıza
Bazı topraklara yalnızca ayak basılmaz, insan orada kendi tarihine, inancına ve vicdanına yeniden dokunur. Kudüs, işte böyle bir şehir… Her sokağında bir peygamberin nefesi, her taşında asırlar öncesinden kalmış bir hatıra, her köşesinde bugün hâlâ devam eden büyük bir imtihan saklı.
İşgalin Zamana ve Mekâna Uzanan Gölgesi
Kudüs ziyaretimde beni en çok etkileyen şeylerden biri, işgalin yalnızca mekânları değil, zamanı da kuşatmaya başlamış olmasıydı. İşgalin sınırları genişledikçe insanın günlük hayatına, ibadetine, yürüdüğü sokağa, beklediği kapıya kadar uzanan görünmez bir baskı hissediliyor. Özellikle sabah saatlerinde Mescid-i Aksa’nın kapılarında yaşanan kısıtlamalar, Müslümanların Aksa’nın avlusuna girememesi ve bir süre kapıların ardında beklemek zorunda kalması, tarif edilmesi güç bir hüzün bırakıyor insanın yüreğinde.
Çünkü burası sıradan bir yer değil. Burası, Mescid-i Aksa. İlk kıblemiz, İsrâ’nın durağı, peygamberlerin mirası… Bir Müslümanın kalbinde yalnızca bir mescit değil, ümmet hafızasının en müstesna emanetlerinden biri.
Mescid-i Aksa’nın Âşıkları Vazgeçmiyor
Aksa’nın kapısında beklerken hissettiğin duygu, heyecan, her gün yeniden yaşanan bir mücadele ve aidiyet hissi; kendini bu şehirde var olabilme çabasının tezahürüydü. Bazen bir kapının önünde beklemek, bir mescide girebilmek için sabretmek, şehrin sokaklarında özgürce yürüyebilmek bile Kudüs’te başlı başına bir mücadeleye dönüşüyor. Fakat bütün bu zorluklara rağmen gördüğüm en güçlü şey şuydu:
Mescid-i Aksa’nın âşıkları vazgeçmiyor.
Aksa’ya ulaşmak için yürümek, kapılarda beklemek, bazen geri çevrilmek ve ertesi gün yeniden gelmek… Bütün bunlar, Kudüs’te sıradan bir hayatın parçaları gibi görünse de aslında büyük bir direnişin sessiz cümleleri.
Bir Ziyaret, Bir Şahitlik
Ve o an insan şunu daha iyi anlıyor: Kudüs’e gitmek yalnızca ziyaret etmek değildir. Oraya gitmek, oradaki Müslümanların yalnız olmadığını hissettirmektir. Aksa’nın boş kalmasına izin vermemektir. Orada bulunmanın, oraya sahip çıkmanın ve bu emaneti canlı tutmanın bir parçası olmaktır.
Birkaç günlüğüne dahi olsa Kudüs’te bulunmak, insanın omuzlarına farklı bir sorumluluk yüklüyor. Aksa’nın avlusunda namaz kılmak, Kur’an okumak, dua etmek elbette büyük bir manevi iklim sunuyor. Fakat Aksa’da insan yalnızca ibadet ruhunu değil, bir varoluş ve mücadele ruhunu da hissediyor. Peygamber nefesli bu diyarın taşlarında sabrı, duvarlarında direnci, sokaklarında ise nesilden nesile aktarılan bir aidiyeti görüyorsunuz.
Yolun Zahmeti, Vardığın Yerin Kıymeti
Kudüs’te geçirdiğim günlerde bir başka gerçeği de yakından gördüm: Oraya gitmek, anlatıldığı kadar korkulacak bir şey değil. Elbette Kudüs’ün kendine özgü kuralları ve giriş-çıkış prosedürleri var. Ancak yasal yollarla, pasaportla, ziyaret maksadıyla ve belirlenen kurallara riayet ederek gerçekleştirilen bir ziyaret mümkündür. Ulaşım konusunda yaşanan bazı zorluklar sebebiyle Ürdün üzerinden yapılan yolculuklar daha zahmetli olabilse de bu zahmet, vardığınızda Aksa’nın avlusunda duyacağınız huzurun yanında küçücük kalıyor.
Çünkü bazı yollar kolay olduğu için değil, varılması gereken yere götürdüğü için kıymetlidir.
Kudüs Bizi Bekliyor
Kudüs bugün bizden büyük sözler beklemiyor belki. Bazen sadece gelmemizi, görmemizi, tanımamızı ve unutmamamızı bekliyor. Kudüs’ü uzaktan sevmek güzel; fakat onu yerinde görmek, Aksa’nın kapısından geçmek, o havayı solumak, Kudüslü kardeşlerimizin gözlerindeki hüznü ve umudu görmek bambaşka…
Belki de bugün yapılabilecek en güzel şeylerden biri, Kudüs’ü ziyaret etmektir. Çünkü her gelen, orada bir iz bırakırken aslında kendi kalbine de Kudüs’ten bir iz taşıyor. Aksa’nın avlusunda edilen bir dua, taşlarına değen bir alın, Kudüs sokaklarında atılan birkaç adım… Hepsi bir şahitliğe dönüşüyor.
Kudüs yalnızca gidilecek bir şehir değil, gönülde taşınacak bir emanettir.
Öyleyse yollar tamamen kapanmadan, imkânlar varken, korkuların ve duyumların ötesine geçip Kudüs’ü yerinde görmek gerek. Çünkü bazen bir şehre gitmek, o şehrin yalnız olmadığını söylemenin en güzel yoludur.
Kudüs bizi bekliyor. Mescid-i Aksa bizi bekliyor.
Ve belki de bizim payımıza düşen, bu kutlu emaneti yalnızca konuşmak değil; onu ziyaret ederek, tanıyarak ve unutmadan yaşamaktır.
Zehra Arslan



