İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
18 °

Filistin Akademisinde ikinci hafta

filistin-akademisi

UMDE ve Filistin Bölge Masası tarafından organize edilen ve aralarında Hucurat Hareketi’nin de bulunduğu çeşitli sivil toplum kuruluşlarının paydaşı olduğu Filistin Akademisi’nin eğitim seminerlerinin ikincisi 25 Ekim Pazar günü gerçekleştirildi.

Her Pazar günü öğleden önce ve sonra olmak üzere iki ders şeklinde süren eğitim programlarının ikinci haftasında yine alanında uzman eğitimciler kürsüdeki yerini aldı.

İlk ders Recep Songül hoca tarafından “Filistin meselesinde bölgesel ve küresel aktörler” başlığıyla verildi.

Recep Songül hoca Osmanlı’dan günümüze kadar Filistin meselesinde birçok aktörün varlığına, sebeplerine ve politikalarına ilişkin önemli aktarımlarda bulundu ve söylemlerle çıkarlar arasındaki bağlara dikkat çekti. İşte o seminerden aldığımız bazı notlar:

- Osmanlı son demlerine kadar Filistin’i hep korudu ve özellikle Abdulhamid Han ile siyonizme karşı mücadele etti.
- Uluslararası ilişkilerde ülkelerin çıkarları her şeyin üstünde olur.
- Filistin meselesinde bölgesel aktörler olarak Mısır, Lübnan, Ürdün ve Suriye bulunur.
- Devletlerin resmi açıklamaları fiili politika anlamına gelmez. Bazen kamuoyunu diri tutma ifadesi de olabilir.
- Mısır yönetiminin Filistin diye bir derdi var mı? Şeklindeki soruya Recep hoca: “Bırakın Mısır’ı acaba mevcut Filistin yönetiminin öyle bir derdi varmı?” şeklinde cevapladı.
- İsrail bölgeye şu mesajı açıkça söylüyor: “Ben güvendeysem siz güvendesiniz. Oturun oturduğunuz yerde” Netanyahu bu söylemi parmak sallayarak söyledi.
- Filistin meselesi ve bölgeyle ilgili en doğru gerçek söylemler Hadis-i Şerif’lerdir.

İkinci seminer öğle arasından sonra farklı bir hoca ve farklı bir başlıkla devam etti. Öğle arasının ardından günün ikinci semineri Yenişafak Dışhaberler Editörü İsmail Çoktan ile “Türkiye – İsrail ilişkilerinin analizi” başlığıyla devam etti.

 

İsmail Çoktan hocanın seminerinden almış olduğumuz notlar:

- 1914’te Dünya savaşı başladığında Osmanlı imparatorluğu çökmeye başladı. İngilizler ve Fransızlar ortak bir harita üzerinde çalıştılar. İlk başlarda başarılı olamadılarsa da vazgeçmediler. 1917’ye gelindiğinde İngilizler Balfour deklarasyonunu yayınladı ve Filistin’de siyonist bir devletin kurulmasının yolunu açtı.
- Türkiye’de her dönem Filistin duyarlılığı olmuştur. Bu duyarlılık tarihsel ve inanç bağlarından dolayı hiç kopmadı.
- 1947’de BM’de “Filistin’de bir Yahudi devleti kurulsun mu?” şeklindeki oylamaya Türkiye olarak çekimser kaldık. Hayır demedik ama evet te demedik. Ama aynı Türkiye 1948’de ilan edilen İsrail devletini tanıyan ilk ülkeler arasında yer aldı.
- Türkiye ile İsrail arasında 2007’de dökme kurşun operasyonuna Türkiye’nin sert tepki göstermesi neticesinde kırılma başladı. Sonraki kırılma noktası ise Mavi Marmara gemisine İsrail’in düzenlediği kanlı operasyonla devam etti. Uzun yıllar sonra Türkiye ile İsrail’in arası İbrahim anlaşmaları neticesinde düzelmeye başlamıştı. Fakat 7 Ekim Aksa Tufanı ile beraber ilişkiler tamamen koptu.
- Milli İstihbarat Akademisi raporunda önemli bilgiler/tespitler yer alır. Mesela Türkiye bölge ülkeleriyle ilişkilerinde kazan-kazan hassasiyeti gösterirken İsrail bölge ülkelerini güçsüzleştirme ve istikrarsızlaştırma politikasını güttüğü ifade edilir.
- 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı sonrasında Türkiye-İsrail arasında olası bir savaş meselesi yoğun olarak gündeme gelmeye başladı. Burada dört başlığı sorgulamamız gerekiyor. Her iki ülke de böyle bir savaşa hazır mı? Savaş çıkması halinde bölge ülkeleri ve ABD’nin tutumu ne olur? İsrail yalnız değil ve bunu anlamalıyız. Hava üstünlüğü ve istihbarat üstünlüğünden söz edebiliriz İsrail için. Diğer başlık ise ekonomik güç ve iç dinamikler meselesidir. Mesela Türkiye için Türk-Kürt meselesi en önemli iç dinamiklerdendir. Bunu da “Terörsüz Türkiye” projesiyle aşıyoruz. Havada İsrail’in her ne kadar üstünlüğü bulunsa da istihbaratta Türkiye artık daha da güçleniyor. Ekonomi meselesinde uzun soluklu bir savaşı kaldırabilir miyiz bilmiyorum. Bu konuda bir belirsizlik söz konusu. Diğer yandan insan kaynağı açısından İsrail için dezavantajlı bir durum söz konusu. Bölge ülkelerinin olası bir savaş durumunda ise takınacağı tavır her ne kadar belirsizliğini şu an için korusa da süreç İsrail aleyhinde işlediğini de görüyoruz.

Her iki seminerin sonunda hocalara teşekkür ve dua niyetiyle organizasyon adına Hucurat Hareketi Başkanı Eyüp Güzel tarafından plaket takdimi yapıldı.

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.